| Ayfer's profileAYISIGI SOHBETLERİPhotosBlogLists | Help |
|
31 August LÖSEMİYLE TANIŞTIM Merhaba Dostlar,
Geçen hafta sağlıkla , gülerek sohbet ettiğiniz, hatta ikigün önce konuşarak sadece halsiz olduğu için doktora götürdüğünüz bir canınıza doktorlar LÖSEMİ teşhisi koyunca donup kalıyorsunuz inanamıyorsunuz.
Annem şimdi yoğunbakımda dualarınızı eksik etmeyin ne olur! 29 August ELENORA
28 August TEMİZLİK VARBir kova moral aldım çarşıdan
Bir niyet süngeri
Bir hüzün sökücü en iyisinden
Bir kutu dolusu gülücük en sıcağından,
Yüreği aldım elime
Sıvadım duyguların kollarını,
E temizlik var!
Gör bak nasıl bembeyaz olacak tüm siyahlıklar...
Ayfer ERDOĞAN BAŞKA ÇIKIŞ YOK!Unutmak lazım dostum
Bir güzel unutmalı
Yüreği durup durup inletenleri
Ve gözdeki eski acıtan resimleri
Kulakta uğuldayıp duran özlediğimiz sesleri.
Unutmak lazım
Yasemin kokusunda yapılan gezintileri
Saat kulesini
Palmiyeleri.
Ellerime yapışan o minicik elleri, gülen gözleri
Ki o eller değil mi sonra yüreğimi kanatan?
Acıtan, dağıtan ,tüketen beni.
Unutmak lazım
Bir güzel unutmalı tüm geçenleri.
Unuttum deyince unutulmuyor ki!!!
Ayfer ERDOĞAN 27 August İNSAN İNSANA KIYAR MI?Penceremden içeri bakıyorum
Karmaşamdan sevinçler doğuruyorum
Ama,
Olmuyor, tam mutlu olunmuyor.
Penceremden bakıyorum
Gülen dudaklarım,
İnsanlığım utandırıyor beni .
Penceremin dışı açlık-savaş-kan-çığlık!
Hadi benim şair yüreğim
Konuşmak yetmez
Öyle bir büyü ki
Sevginle yok et çocukları ağlatanları!!!
Penceremden bakıyorum
İnsan insana kıyar mı???
Ayfer ERDOĞAN SAVAŞ ÇOCUKLARI
MÜZİK RUHUN GIDASI Merhaba,
Bu akşam çok güzel bir konserdeydim dostlar. Bağıra çağıra şarkılar söyledim, elektrogitarla coştu,yenilendi yüreğim. İçimdeki tüm tortuları attım notaların bana uzattığı rahatlatan ellerine....
Müzik ruhun gıdasıdır demişlerdi ya besledim ruhumu oh doyurdum tıka basa
Hoşçakal bir süredir ruhumu kollarında sıkan, beni tüketen hüzün...Bu sefer de , yendim seni! Yine ben kazandım. işte geçtin gittin müziğin rüzgârıyla...
Ey hayat, yine tutmadı oyunun. Dimdik ayaktayım baakk!
Ayfer ERDOĞAN SESSİZ OYUN(Telepati)
Küçük çocukların sessiz oyunuydu bu
Önce sen sonra ben
Mors alfabesi gibi bir şey
Tık tıkı tık tık
Ayrı bir keyfi vardı yenişmemenin.
Şimdi güya büyüdüler
Ama içlerinde birer küçük çocuk
Halâ aynı oyunu oynuyorlar.
Mızıklayıp, şımarıyor bazen biri,
Küsüyor bazen öteki.
Yine de oyun sürüyor
Önce sen sonra ben
Mors alfabesi gibi bir şey
Tık tıkı tık tık
Tık tıkı tık tık
Tık tıkı tık
Tık.
Ayfer ERDOĞAN
25 August GÖNÜL TESTİMİZİN DOLDUĞU AN Merhaba,
Bazen, insanların her zamanki hoşgörülü yanını gösteremediği, gönül testisinin dolduğu anlar vardır .
Karışıksınızdır, ruhunuz kıskaçtadır çeşitli nedenlerle..Aşırı alıngan ve hassassınızdır.Kendinize bile yük olduğunuzu hissedersiniz. Kimseyi kırmak istemezsiniz ama sizi incitmelerine de katlanamazsınız..Böyle günlerde, tek ihtiyacınız anlaşılmaktır. Toparlanmak için kendinizle başbaşa kalmaktır dostlar.Çünkü neye nasıl tepki vereceğiniz belli değildir, sakin değildir ruhunuz, iç denizinizde kocaman dalgalarla boğuşurken size kıyıdan seslenenleri duyamazsınız bile...
Testiniz doludur ama toprak gibi ruhunuzun da birikenleri içine çekip bünyesinde sindirmesini beklersiniz. Ve zaman bunu size sağlayabilecek en güzel ilaçtır... Böylesi durumlarda veremez karşınızdakilerden beslenmek istersiniz.Hoşgörülmeye ihtiyacınız vardır çünkü.
Bir damla beklentiyle taşıverir testiniz...
Ayfer ERDOĞAN
BUGÜN AK SAÇLI MİNİCİK BİR KADIN TOPRAKLA KUCAKLAŞTI ÖMÜR BİTER, SOLUK KESİLİR,VE PERDE!
Yaşamak denen üç günlük oyunda hep zor roller üstlenmişti. Parasızlık, hastalıklar bir de gelinini kanserden kaybedince küçücük üç çocuğun sorumluluğu eklenmişti omuzlarına. Oğlu bile bunca yüke dayanamayıp sinirsel tedavi gördüğü halde O, dağ gibi taş gibi dayanıyordu.Ta ki bu sabaha kadar...Bu sabah, o ufak-tefek bembeyaz saçlı kadın tüm sorumluluklarını ardında bırakıp göçtü gitti bu dünyadan.
Yetmişli yaşların sonunda , hayat sahnesindeki tüm rollerinden sıyrılıp toprakla kucaklaşırken, O, ne anladı yaşamak denen kocaman sahnedeki anlarından bilemem ama benim yüreğimde çok güzel bir köşesi var , her zaman ona ait kalacak olan.
Güle güle git , beyaz saçlı, çilekeş kadın...Dilerim orada kaygısızca gülebilirsin.Bu dünyada çektiklerinin mükâfatını görebilirsin... Allah'tan rahmet diliyorum senin için...Üç günlüktü, bitti-gittin işte....
Ayfer ERDOĞAN ESKİDENDİ ÇOK ESKİDENGün batımları bir başka coştururdu içimi
Gün doğmuş gün batmış farketmezdi
Gökyüzü kırmızıydı, güzeldi, o kadar!!
Eskiden gitar sesi duymayayım coşardım.
Şimdi hüzünlenmek neden?
Şarkılar ritmdi , yeniden mi düzenlendi besteler...
Canlarım vardı canım derken yüreğimin güldüğü
Bunca bıçak yok muydu ne, eskiden...
Yeni yüz yeni umut demekti
Şimdi yeni yüzlerden bunca korunmak neden?
Değişen ne ? Zaman mı, zamanın bende bıraktıkları mı
Ne zaman nerde kırıldı yaşama kanatlarım bilmem.
Yeni yüz, yeni yürek darbesi değildi eskiden...
Çiçeklerim vardı mis kokulu, sebzelerim vardı tadı damağımı güldüren.
Toprak mı küstü?
İçim mi bilmem.
Tatsız
Tuzsuz
Kokusuz
Umutsuz
Yalnız
Çekingen.
Eskidendi çok eskiden...
Ayfer ERDOĞAN
SERÜVENMerhaba'yla hoşçakal arasında bir serüvendir yaşamak.
Gülümser 'merhaba' dersin
Canındır o günlerde çevrendekiler...
Ve anındır 'hoşçakal' dediğinde ardındakiler...
Ayfer ERDOĞAN
DENİZ -GECE- SESSİZLİKPencereden gelen martı kahkahaları da olmasa
Kulakları sağır eden sessizlikle
Yüreği taşıp gözlerinden akardı...
Tutundu bir martı kahkahasına
Denize doğru uzandı...
Denizin lâcivert gözleri ıslaktı...
Deniz,
Gece ,
Bir de
Martı kahkahaları.
Gece çığlık çığlık sensizlikle yankılandı.
Ayfer ERDOĞAN
UZANIP GÖKTEN ....Alacasında akşamın
Sessiz bir gece indi şehre.
Sesi yok , kulakları yok bir sohbet başladı geceyle.
Uzanıp gökten birkaç yıldız topladı,
Yıldızlar, bembeyaz gülümsedi gözlerine..
Gece; karanlık
Yıldız; gülüşlü
Söz; sessiz
O;
Uzanıp
gökten,
Yalnızlık
topladı
yüreğine...
Ayfer ERDOĞAN 24 August UZAKTANBoğazın serin sularına uzaktan baktı
Kıpkırmızı hayal gülü attı suyun serinliğine.
Sürüklendi ruhu, sürükledi dalgalar hayal gülü
Uzaklaşıp gitti meçhulün derinliklerine...
Ayfer ERDOĞAN
GEREKLİLİKKalıcı kalem sanılsa da
Kurşun kalemle yazılmıştır sözler
Geçmiş gelecek belli
Tarihe geçmez ki söylenenler
Öyleyse silinmeliler..
Ayışığı Yaz Geceleri Merhaba ,
İstanbul yavaş yavaş sabaha hazırlıyor kendini şu anda saat dördü beş geçiyor ve ben halâ uykuyla buluşamadım dostlar.
Size de öyle geliyor mu bilmem ama ben yaz gecelerini uykuya feda edemeyecek kadar çok seviyorum ve mümkün oldukça gecenin tamamını yazarak, okuyarak ayışığının büyüsündeki sıcak nefesi soluyarak geçirmeye çalışıyorum.
Çünkü biliyorum ki çok kısa bir süre sonra bu güzellik bitecek, kapılar camlar sıkı sıkıya kapatılıp dört duvara mahkûm yaşayacağım. Öyleyse bu cânım yaz rüyası özgürlüğünü doyasıya yaşamalıyım diye düşünüyor kışa enerji biriktiriyorum dostlarım...
Bu arada romanımla biraz ama şiirlerle-yazılarla çokça ilgilenmenin keyfine varıyorum.Katılır mısınız bilmem ama yaz gecelerinde ay daha bir güzel parlıyor ve şiirsel bir yaşama alanı oluşturuyor bizlere...
Şiir tadında yaz geceleri hiç bitmesin isterdim ama asıl şiir içimizde deyip teselli bulmaktan başka çare yok değil mi?
Sevgilerimle
Ayfer ERDOĞAN ÖYLESİNE Merhaba,
Türkçemizde 'öylesine' diye bir sözcük var ki dostlar, biz nasıl istersek öyle değişiveriyor anlamı.
Bazen önemsiz, bazen çok fazla,bazen sıradan ve daha pekçok anlamda kullanıyoruz öylesinemizi o da hiç itiraz etmeden istediğimiz anlamın kılığına giriveriyor.
Öylesine konuştuk. İçi boştu zaman geçirdik işte.Öylesine bir akşamdı./öylesine bir teklifti. Pek önemli değildi, kayda değer bir şey değildi.Öylesine mutluyum ki! Çook mutluyum. Öylesine yazdım. Bir amacım yok yazdım işte. Öylesine güldüm . Bir sebebi yok gülmek istedim, güldüm. Öylesine bir filmdi. Pek beğenmedim , başarılı değildi. Öylesine yaşadı ve öldü. Hiç bir iz bırakmadan, günü yaşadı. Öylesine coşkuluydu ki. Görülmeye değer , ışıklı bir coşkusu vardı..Öylesine geçip gitmiş. Hiç bir şeye dikkat etmeden....
Örnekler çoğaltılabilir ama şu kadarcık örnekte bile görebiliyoruz ki öylesine hiç de öylesine bir sözcük değil ne dersiniz dostlar?
Öylesine bir sohbetti işte...Sevgilerimle.
Ayfer ERDOĞAN
23 August EVEETT BU İŞ BU KADAR!! Bugün sabahtan beri sizlerden çok güzel haberler alıyorum çocuklarım... Üniversitelerinizde hepinize sağlıklı mutlu başarılı
yıllar diliyorum... Unutmayın; bana ne zaman ihtiyacınız olursa yanınızdayım.Ne demiştim ,size bir telefon kadar uzağım.Türkiye'nin neresinde olursanız olun hatta yurt dışına da gitseniz elinizi sol tarafınıza dokundurun işte yanınızdayım:)Yetmezse bir telefonla paylaşıma hazırım... Nihayet büyük koşu bitti hıı;)Sizlere hep güvendim, her birinizin çok başarılı bireyler olacağınıza eminim... Hepinizi kutluyorum. Sevgilerimle ...
Ayfer Hocanız KIRKINCI ODANe kadarınız gerçek sizin, kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki kilitler altında sakladığınız gerçek duygularınızla, gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor hayatınıza, söylenmeyen neler var kuytularda, hani kendinizden bile sakladığınız, bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz içinizde...??? Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri? Sevip de söyleyemediğiniz, özleyip de açıklayamadığınız ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize gömdüğünüz oluyor mu, korkaklıklar var mı, kalleşlikler var mı, yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi bekliyor...??? Göründüğünüz insan mısınız siz, yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur içinizde ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi taşıyorsunuz? Derununuzda neler saklıyorsunuz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz, yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız, gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı saklıyorsunuz, açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz? Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde, günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz? Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz yoksa...??? Uzun bir yolculuğa çıkar gibi duygularınızla düşüncelerinizi denklere sarıp da içlerinizde bir yerlere mi yerleştirdiniz, bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve denklerinizi hiç açmayacağınızı bilerek... Bir gün çıldırsanız da bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça söyleseniz, neler duyacağız sizlerden, gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya, yoksa korkaklığın altında, bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi büyümüş yiğitlikler mi? Kızgınlıklarınız yok mu sizin, öfkeleriniz, isyanlarınız? Aşklarınız yok mu? Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz? Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya, kendinize şaşar mısınız, hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer, dile getirilmeyen özlemler, söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler, hangi boşvermişlikler, hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde? Ne kadarınız gerçek sizin? Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz kendinizden? Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı turuncu pırıltılı külrengi bir gecede, şimşeklerle boşanan yağmur başladığında şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz, ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi, bu kadar gerçeği o odada saklayıp, hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir sarsıntı yaratıyor? yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de ıssız gece, sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu, korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden, kırkıncı odanız size de mi kapalı, kendi kendinize bile mahrem misiniz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir? Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan, hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu, kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek istemiyor musunuz, bütün yalanlarınızdan uzak bir yere? Şöyle rahatça bütün duygularınızı, bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara, kendinizi bile yanınıza almadan. Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız kimleri saklıyorsunuz koynunuzda, yüksek sesle eleştirip de içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var, kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde gizliyorsunuz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir? Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size? Neler var kırkıncı odada? Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı, kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı yaşıyorsunuz? Niye yapıyorsunuz bunu? Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede belki... Belki de hiç açmazsınız, kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü, kendinizden sıkılarak... Ahmet Altan |
|
|